24 Nisan 2018 Salı

BU SEFER KUZEY İZLANDA’YA...


Blönduos, Akureyri
İzlanda’nın batısındaki heyecanlı yolculuğumuz geride kalmış, Pazartesi sabahı gözlerimizi Blönduos yakınındaki Hotel Huni’de açmıştık. Huni hem ismi, hem de binanın diğer yarısının bir okul olması nedeniyle ilginç bi yerdi. Hemen karşımızda da anaokulu vardı. Teker teker öğrenciler gelmeye başlamışken biz de kahvaltıya indik. Kahvaltı salonunda çalışan görevli aslen Slovenyalı’ymış. Geçici işler edinerek dünyayı geziyormuş, bir yandan da yanlış anlamadıysam müzikle ilgileniyormuş.  Burada daha canlı bir sanat ortamı bulmayı hayal etmiş ama belli ki yanlış yere gelmiş! Ortalıkta canlılığı yaratacak pek insan yok! J Sağolsun Ozi’ye lezzetli bir waffle pişirdi ve sütünü ısıttı, sohbet ettik. Otelden ayrılıp, arabaya binip yola çıktığımızda saat 10.00 civarıydı.




30 Mart 2018 Cuma

BU SEFER BATI İZLANDA'YA...

Blue Lagoon, Reykjavik


Hazırlıklar ve giriş kısımlarını (1) - (2) geride bıraktığımıza göre sıra gelişme bölümünde demektir. İzlanda'yı kendimce bölgelere ayırdım. Farklı kaynaklarda farklı şekillerde ayrıldığını belirtmek isterim. Batı İzlanda’yla başlıyoruz. 
Cuma geceyarısı Amsterdam aktarmalı Reykjavik uçağından indik. Türkiye saatine göre saat sabaha karşı 03:30 civarıydı, saatlerdir yollardaydık. Bizi geceyarısı güneşi karşıladı. Halbuki İzlanda saatine göre saat 00:30’du! Resmen ayarlarımızla oynanıyordu. Tal araba kiralama işlerini hallederken biz Ozi’yle havaalanının dışına çıkıp biraz dolandık. 


Geceyarısı güneşine karşı

Ama ne dolanma. Benim üzerimde kot mont, hafiften titriyorum, Ozi arabasında yarı uykulu yarı uyanık oturuyor. Bir tam daire çizip gerisin geri havaalanına döndük. O arada Tal araba anahtarlarını ve Ozi’nin araba koltuğunu teslim almıştı.
Arabaya yerleşme, koltuğu takma, vs. derken Keflavik havaalanına yaklaşık 10 dakikalık mesafede yer alan hostel/otelimize doğru yola çıktık. Vardığımızda saat neredeyse 02:00’ye yaklaşıyordu.  Böyle geç saatte İzlanda’ya varacaksanız, kalmak için havaalanına yakın bir yer ayarlamanız tavsiye olunur.  Zira  insanın iyice perti çıktığından, kendini direkt olarak uykunun tatlı kollarına bırakıyor.

18 Ekim 2017 Çarşamba

BU SEFER İZLANDA’YA... (2)

İzlanda

İzlanda yazılarım muhtemelen uzun sürecek. Bir önceki yazı için buraya lütfen.
Bu yazımda ise, gitmeden önce İzlanda’yla ilgili bence kendinizi nelere hazırlamanız gerektiğine ve  ayrıca özellikle eklemek istediğim birkaç konuya yer vereceğim. Önyargı yaratmak istemem ama aklınızın bir köşesinde dursunlar. Bizim kadar şaşırmaz ve hatta “dumur” olmazsınız belki bu sayede. J


Güzel İzlanda...

BU SEFER İZLANDA’YA... (1)

İzlanda

Tal’la birbirimize şunu itiraf ettik geçenlerde: Bazen kendimizi “buz diyarı” İzlanda’yı özlerken buluyoruz... Bunun sebebi dünyanın bizim bildiğimiz ve yaşadığımız kısmına ait değilmiş gibi olması mı, yoksa başka bir şey mi, orasını kestiremedik. Ne var ki, o izole yaşamı, uçsuz bucaksız coğrafyayı, şelaleri, dağları, yanardağları, buzulları, lav tarlalarını görmek ve hissetmek kuşkusuz ki bizi kendine hayran bıraktı ve etkiledi. Bizden kastım sadece Tal ve ben değil üstelik, Ozi de buna dahil. O ki, anneannesi “Buzları mı gördün sen, anlat bakalım” diye sorduğunda, “Buz değil, buzuuul” demiş ve uzun araba yolculuklarımız sırasında bana “Yanardağ ne demek?” diye 40 kere sormaktan ve cevabı dinlemekten bıkmamış usanmamış bir çocuk. “Nerden başlasaaam, nasıl anlatsaaaam...” diye mırıldanarak yazıma başlıyorum.


Jökulsarlon - Buzul gölü ve taa arkada "Buz değil, buzuuull!" :)

15 Eylül 2017 Cuma

BU SEFER (YİNE) VİYANA , AVUSTURYA’YA...

Viyana

Ozi doğduğundan beri, hiç onsuz yurtdışına çıkmadık. Viyana’ya giderkense ilk defa onu geride bıraktık. Çünkü oraya gitme amacımız keman virtüözü David Garrett’in konserini izlemekti. İki sene önce İstanbul’a geldiğinde piyanist Julien Quentin ile birlikte bir klasik müzik dinletisi sunmuşlardı. Klasik müzik ayrı bir keyif ama bizim asıl gitmek istediğimiz onun “cover”ladığı pop/metal/rock/etnik şarkılarla gerçekleştirdiği konseriydi. Türkiye’ye ikinci kez klasik müzik konseri vermek için geleceğini öğrenince (ve biletler çoktan tükenmiş olunca) Tal’a “Hadi gel bir delilik yapalım, Avrupa’da bir cover konserine gidelim!” dedim. Cevabı kısa ve netti: “Tamam, bana uyar!” Seçenekler arasında en uygunu Viyana’ydı. Önce kampanyadan yararlanıp uçak biletlerini, sonra da konser biletlerini aldım.  Normal postayı seçtiğim için, herhangi bir e-posta teyidi yoktu. Günlerce postacı yolu gözledik. Allah biliyor, ya yolda kaybolursa biletler diye epey endişelendik. Neyse ki, biletler sağ salim elimize ulaştı!

Wiener Stadthalle

BU SEFER (YİNE) FRANKFURT AMA BIR DE MAINZ, ALMANYA’YA...

Frankfurt

Bir defa daha bize Frankfurt yolları gözükmesinin sebebi kardeşimin nikahının orada kıyılacak olmasıydı. Aile üyeleri ve eş, dostla birlikte Mart ayının sonlarına doğru Römer meydanındaki Belediye Binası’ndaydık. Nikahın ardından fotoğraf çekimi ve kutlama yemeği derken bu telaşlı ve heyecanlı gün de geçip gitmişti. J

Ertesi gün Frankfurt’ta Ozi’nin en sevdiği parka gittik ilk önce. Yani Adolph-von-Holzhausen parkına, nam-ı diğer, kepçeli parka. Kepçe ve tren tepesinde, kumların içinde, ağaç kütüklerinin üstünde, dere tepe düz gittik, tırmandık, yuvarlandık, koştuk. Ozi yorgunluktan arabasında uyuyakalınca biz de şehir merkezine doğru yürüyüp, tabi ki Zeil caddesindeki Weidenhof’da elmalı strudel yedik. Biraz etrafta gezindik, Main nehri kenarına vardığımızda Ozi de uyanmıştı. Akşam aile bireyleriyle buluşup Skyline Plaza’daki bir Türk lokantasında kebapları mideye indirdik.

Adolp-von Holzhausen parkı