18 Ekim 2017 Çarşamba

BU SEFER İZLANDA’YA... (2)

İzlanda

İzlanda yazılarım muhtemelen uzun sürecek. Bir önceki yazı için buraya lütfen.
Bu yazımda ise, gitmeden önce İzlanda’yla ilgili bence kendinizi nelere hazırlamanız gerektiğine ve  ayrıca özellikle eklemek istediğim birkaç konuya yer vereceğim. Önyargı yaratmak istemem ama aklınızın bir köşesinde dursunlar. Bizim kadar şaşırmaz ve hatta “dumur” olmazsınız belki bu sayede. J


Güzel İzlanda...

1.Türkiye’ye göre aşırı pahalı, Avrupa’ya göre bile oldukça pahalı bir yere gideceksiniz. İskandinavya’ya göre düşünürsek İzlanda fiyatlarına alışkınsınızdır. Örneğin; bir kafede bir kase balık çorbası 80 TL olabiliyor! Pahalılıkla ilgili iki linki şuraya koymak isterim:




2.Haziran ayında bile gece olduğunda aracınız düşük sıcaklık ve buzlanma uyarısı verebilir. Birçok kez bunu yaşadık. Sıcaklık 4 C0derecenin altına düştü. Belki de bizim şansımızaydı bu durum çünkü yerellerin dediğine göre Haziran ayı geçen yıllara kıyasla “serin” geçiyormuş.

3.Zaman zaman çok acayip yollara girmek durumunda kalacaksınız. Bir taraf muhtemelen uçurum (yoğun sis dolayısıyla tam olarak göremiyor ama tahmin ediyorsunuz çünkü sürekli döne döne tırmanıştasınız), bir tarafta yamaç ve yerde karlar, sadece bir aracın geçeceği kadar dar kısımlar... Buradan araç geçer mi, nasıl olur falan filan diye söylenirken bir bakmışsınız yol bitmiş zaten! “Malbik Endar” tabelası gördüğünüzde anlayın ki asfalt bitiyor ve önünüzdeki belki 15 dk, belki 2 saat mıcırlı/çakıllı/toprak bir yoldan seyahat edeceksiniz. Bu durum hızınızı düşürüp, planlarınızı bozabilir. Bizim başımıza mütemadiyen geldi. J

"Malbik Endar" olduğunda önünüzde böyle bir yol var demektir!

4.Haziran ayında hava hiç kararmayacak, yıldızlar hiç gözükmeyecek, güneşse ufuk çizgisinden aşağı gidiyor gibi yapıp geri gelecek. Geceyarısı güneşine şahit olacaksınız. Ama yine de uykunuz etkilenmeyecek. Koyu renkli, kalın perdeleri çektikten sonra, tüm günün yorgunluğuyla ve almış olduğunuz bolca oksijenin de sayesinde deliksizce horul horul uyunabiliyor. Hatta 3 yaşındaki çocuğunuz bile kolaylıkla uyur bence.

Saat 00:15
5.İzlanda, coğrafi olarak Amerika kıtasına daha yakın ama Avrupa ülkesi sayılıyor.

6.Özellikle Reykjavik ABD’lilerin istilasına uğramış halde. Bunda Game of Thrones’un etkisi büyük sanırım. Amerikan barlar, restoranlar, Amerikan stili yiyecekler vs.

7.Musluktan akan soğuk su taptaze ve buz gibi, yerin daha da derinlerinden gelen sıcak su ise kaynar halde (80 C0derecenin üzerinde olabiliyormuş) ve kükürt kokulu. Kükürt kokusu çürük yumurta kokusu gibi.  Sokaklardaki musluklardan su içip, şişelerinizi de doldurabilirsiniz.

H2O
8.Nüfus, 2017 itibariye 334.000 civarında. En çok insan tahmin edebileceğiniz gibi başkent civarında toplanmış. Yüzölçümü ise 103.000 km2, ki bu da bizim Karadeniz Bölgesi’nin yüzölçümünden biraz daha az. Karadeniz Bölgesi’nde nüfusun yaklaşık 8 milyon olduğunu düşünürseniz, adada nüfus yoğunluğun ne kadar seyrek olduğu aşikar.

9.Schengen vizesiyle ülkeye giriş yapabilirsiniz.

10.İstanbul’dan en az bir aktarmalı uçuşla başkent Reykjavik’e ulaşabilirsiniz. Biz Amsterdam üzerinden İzlanda’nın düşük bütçeli havayolu şirketi WOW Air ile uçtuk. Sadece el çantanızla gitme olasılığınızın düşüklüğünü göz önünde bulundurursak,  sırt çantanız ya da bagajınız için ekstra ücret ödemeniz gerekiyor. Uçuş günü kontuardan yapmaktansa, biletinizi alırken online olarak bagaj satın almanız tasarruf etmenizi sağlayacaktır.


WOW Air'in mor uçakları
11.Aurora görmedik çünkü mevsimi değildi. Aurora görmek isterseniz özellikle Eylül-Nisan ayları arasında bir seyahat planlamalısınız.

12.Yol/iz bulma konusunda hem eski ama güvenilir usül kağıt haritalardan, hem de telefondaki offline haritalardan ya da Google Maps’den yararlandık. Otel lobilerinde de bulunduğumuz bölgeye ait daha detaylı haritalar oluyordu.

13.Internet için genelde bedava olan otel ya da restoran wi-fi’sini kullandık. Gitmeden önce kimilerinin havaalanından sim kart aldığını okumuştuk ama biz yapmadık. Otelden çıkmadan önce, o günkü rotamızı Google Maps’e işaretleyip, gerekirse yararlanıyorduk.

14.Benzin almak için N1’i kullandık.  Arabanın anahtarlığında takılı olan N1 logolu plastik parçayı self servis pompada ya da kasada okuttuğunuzda belli bir miktar indirim (yanlış hatırlamıyorsam yüzde 10 civarı) yapıyordu. Benzin aşırı pahalı değil. Benzinci buluruz/bulamayız endişesiyle genelde depoyu dolu tutmaya çalıştık.


N1 - yolculuğun vazgeçilmezi :)
15.Otellerimizi özellikle kahvaltı dahil şeklinde seçtik. Sıkı bir kahvaltı yapıp, öğle yemeğini genelde araba içinde, güzel manzaralı bir yerde durup atıştırma şeklinde yapıyorduk. Akşam yemeği saatinde de çoğunlukla yolda olduğumuzdan yine aynı şekilde hallettik. İki-üç kez bir yerde oturup yemişizdir. Tal’ın önceden değindiği gibi arabada sürekli hazır sandviç-meyve-kuruyemiş-Skyr-vb. her türlü atıştırmalık ve bolca su bulundurduk. 


Skyr ve muz, muhteşem ikili :)
Yanımızda gelirken Ozi için süt ve kuruyemiş-kuru meyve getirmiştik. Benzin almak için her durduğumuzda, eğer varsa marketten alışveriş de yaptık. Bir de meşhur sosislilerden yedi Tal. Ucuza karın doyurmak için birebirler ve lezzetliler. Ozi ne yedi-içti derseniz; süt, meyve, kuruyemiş, ekmek, hamurişleri, bezelye, mısır, domates, salatalık, havuç, corn flakes, krep, daha önce hiç yemediği kadar çok çikolata-şeker-çubuk kraker, vb. abur cubur J. Aç kalacak diye çok çekindik açıkçası ama bir şekilde idare ettik. İzlanda mutfağında tuhaf yiyecekler mevcut. Örneğin, bizde de olan kelle ve billur yemeyi severlermiş. Birde “Hakarl” diye adlandırdıkları çiş gibi kokan fermente köpek balığı eti! Biz hiçbirine rastlamadık ve tatmadık. J

Ucuzundan bir akşam yemeği... :)
16.Çoğu İzlandalı elflerin ve trollerin varlığına inanıyor. Biz görmedik ama başkentte bir Elf Okulu bile varmış. Yeni bir yol yapılırken eğer elflerin ya da trollerin yaşadığı bir güzergahta olduğu düşünülürse hemen yeri değiştiriliyormuş. J

Ozi bunlardan o kadar ürkmedi neyse ki! :)
17.İzlandalıların soyadlarının sonunda çoğunlukla “dottir” ya da “son” sözcükleri var. Bunun sebebi de çocuğun babasının adının sonuna İzlandaca “dottir” yani kızı, ya da “son” yani oğlu sözcüklerinin eklenmesi. Bir ailede herkesin soyadı birbirinden farklı olabiliyor bu durumda. Ancak eğer anne baba isterse ortak bir soyadı seçip onu da kullanmaya başlayabiliyorlarmış.

Not: İzlanda yazıları devam edecek. 




Hiç yorum yok: